Yazı Detayı
01 Haziran 2020 - Pazartesi 11:48
 
KALKINALIM AMA ÇEVREYİ İHMAL ETMEYELİM
Sedat YÜCEL
 
 

5 Haziran 1970 yılından bu yana çok sayıda ülkede “ÇEVRE GÜNÜ” etkinlikleri yapılmaktadır.  Bu konuda karar, 133 ülkenin onayı ile Stockholm'de BM toplantısında oy birliği ile alındı. Yaklaşık elli yıldan bu yana; çevre konusunda kamuoyunun desteğini almak ve politikacıların ilgisini çekebilmek için çeşitli etkinlikler yapılmaktadır. Ne kadar etkili, ne kadar başarılı olmuştur derseniz; tam sonuç alınamamış olsa da, kişisel görüşüm bir mesafe kat edildiği şeklindedir.

Zaten insanoğlu çevre konusunda hiçbir zaman titiz davranmadı. Dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda kullanmayı adet haline getirdi. Kaynaklar sanki hiç tükenmeyecekmiş gibi adımlar attı. Etrafı kirletirken,“bir şey olmaz” mantığıyla hareket etti. Atom bombası patlattı, nükleer santralleri bile sızıntı olabileceği ihtimaline karşı gerekli tedbirleri almadan kullandı. Serra gazlarını salmaya devam etti ve ediyor da…

Bir söz vardır, “cahil cesareti” derler; adeta böyle davrandı. Bugün düne bakıldığı zaman ne kadar yanlışlar yapıldığını daha iyi anlıyoruz.

Dünya, Demir çağına kadar, Taş devri, Tunç devri, Yontma taş devri, Cilalı taş devri gibideğişik devirler yaşadı. Yakın zamanda Sanayi devrini, şimdi de Bilişim ve bilgi devrini yaşıyoruz. 

21. Yüzyılda da değişim ve gelişimler devam ederken, adeta gelecek kuşaklar hiç düşünülmeden yapılan hoyratlıkların ve etrafa verilen zararların tamamen ortadan kalkmadığını görüyoruz. En azından tüm dünyanın; popülist yaklaşımlar yerine, gerçeklerin temelinde yazılı bir mutabakatın eyleme dönüştürülmesini beklerdik; ama maalesef öyle olmadı. Özellikle ABD Kyoto protokolünü imzalamamakta hala inat ediyor. Bu ne demek? Ben çevre konusunda hem sorumsuz, hem de duyarsızım demek.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında başlayan kalkınma çabaları, birçok ülkeyi ekonomik anlamda gelişmişlik statüsüne sokarken, aynı zamanda bu ülkeler, insanlığı tehdit eder biçimde çevre sorunlarının aktörleri olmaya başladılar. Endişe uyandıran ve artarak devam eden bu vahim durum, akli selim hareket eden bazı çevreleri bir arayış içine doğru itti, sonuçta kayda değere bir fikir gelişti:

Evet gelişelim,  kalkınalım; ancak kalkınırken doğayı tahrip etmeyelim, kaynakları sınırsızmış gibi israf ederek gelecek kuşakların hakkını gasp etmeyelim. İşte ortaya çıkan bu kavramı adı “SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA” modeliydi.

Elbette insan nüfusu artıyor, beraberinde ihtiyaçları artıyor. Doğal olarak talep karşılığı arz sağlanırken, üretim ve oluşan Pazar zinciri derken; alışkanlık oluşmadığından doğaya saygıda kusurlu hareketlerin ardı arkası kesilmiyor. Oysaki bu ticari ayağın yanında, çevre hassasiyetini de bir dengede tutmak artık bir kültür haline gelmeliydi.

Ana fikir nedir? Teknolojik ve sosyal alanlardaki kalkınma arzuları sırasında, havamızı, suyumuzu, doğal güzelliklerimizi, kültürel mirasımızı korumak çocuklarımızın, torunlarımızın haklarını koruyup miraslarını yok etmemek.

Bizler gereken sorumluluk içinde inisiyatif almadığımız zaman çocuklarımızın yüzüne bakamayız.
Çevre konusunda ilk alarm zilini çalan kişi Brundtlan'dır. Zaten dünyada raporuyla “Brundtlan Raporu” anılır (1970). 

Daha sonra 1992 yılında Rio de Janerio da yapılan “Dünya Yer Yüzü Zirvesinde” bu ses tam olarak karşılık bulur.  Bütün dünya liderleri “GÜNDEM 21 EYLEM PLANI” imzalarlar.  21. Yüz Yılın getirdiği sorunlar anlamındaki bu planın yerelde uygulanmasına biz “Yerel Gündem 21” diyoruz.

Türkiye'de bu uygulama, önce UNDP (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı) destekleriyle başladı, sonra ilgi alanı kentin hak ve hukuku ile gelişmesi, kalkınması temelli oluşan, katılımcı demokrasiyi özünde barındıran Kent Konseyleri olarak devam ediyor.

Bir atasözümüz “Dede koruk yer, torunun dişi kamaşır ”der. Bizim dedelerimiz Çanakkale'de bizlerin bugünleri için şehit oldular. Bizlerin de temiz bir ÇEVRE bırakmak için, dede sorumluluğunda hareket etmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Sağlıklı kalın, Sevgiyle kalın.

 
Etiketler: KALKINALIM, AMA, ÇEVREYİ, İHMAL, ETMEYELİM,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
29 Haziran 2020
DENİZCİLİK VE KABOTAJ BAYRAMI
22 Haziran 2020
SINAV DÜNYASI
15 Haziran 2020
DÜNYA TÜRKİYE’SİZ OLAMAZ
11 Haziran 2020
TOPLUMDAKİ GÖNÜLLÜLÜK RUHU
27 Mayıs 2020
TARİHTEN BUGÜNE İSTANBUL
04 Mayıs 2020
BAHAR BAYRAMI VE HIDIRELLEZ
21 Nisan 2020
KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN YARARLARI VE SORUNLARI
12 Nisan 2020
YOKSULLUK VE SOSYAL DAYANIŞMA KÜLTÜRÜMÜZ
07 Nisan 2020
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE MAHALLE KÜLTÜRÜMÜZ
26 Mart 2020
İNTERNET VE SOSYAL MEDYA
19 Mart 2020
GIDA TERÖRÜ !..
19 Mart 2020
BU ŞEHİRDE ARSA PAYIM VAR
19 Mart 2020
DEĞİŞEN VE DEĞİŞTİREN İNSANDIR
16 Mart 2020
Marka Şehirlerin Önemi!
09 Mart 2020
MADDE BAĞIMLILIĞI
24 Şubat 2020
ESNAF DEDİĞİN, ŞEHRİN HARCIDIR
18 Şubat 2020
KİTAP OKUMA ALIŞKANLIKLARIMIZ
10 Şubat 2020
NE EKERSEK ONU BİÇERİZ
03 Şubat 2020
GENÇ NÜFUSUMUZ ZENGİNLİĞİMİZDİR
27 Ocak 2020
ŞU BİZİM ANADOLU
20 Ocak 2020
TELEVİZYON DİZİLERİNİN GÜCÜ
13 Ocak 2020
ŞU GÖÇ DEDİKLERİ
06 Ocak 2020
NEREYE KADAR ŞEFKAT!
30 Aralık 2019
TÜRKİYE PANORAMASI
23 Aralık 2019
SEVGİ EMEK İSTER
16 Aralık 2019
S İ N E R J İ
10 Aralık 2019
ÖYLE BİR HAYAT SÜR Kİ!
07 Aralık 2019
BEN HER ŞEYİ BİLİRİM
14 Kasım 2019
BİR ŞEHİR İSTİYORUM
31 Ekim 2019
BU KADAR HOŞ GÖRÜ SADECE BİZDE OLUR !
22 Ekim 2019
OYUN VE OYUNCULAR DEĞİŞMEDİ
17 Ekim 2019
SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA AMAÇLARI
09 Ekim 2019
HAYDİ,GÖLCÜK'Ü SATALIM !
03 Ekim 2019
GÖREV KÖRLÜĞÜ DENEN ŞEY !
24 Eylül 2019
FUTBOL VE GÖLCÜK'TE SPOR
21 Eylül 2019
DERT BENDE DERMAN BENDE
14 Eylül 2019
BM NEDİR, NE DEĞİLDİR?
28 Ağustos 2019
HEMŞERİ OLMAK BÖYLE BİR ŞEY
16 Ağustos 2019
''BUNU BEN YAPAMAZDIM''
Haber Yazılımı